Hedefi olmayan birileri varmıdır, acaba ? Elbette vardır.Sayıları fazla olmasa bile mutlaka vardır.Fakat , bu kişilerin yani hedefsiz dolaşanaların pek sağlıklı bir halde bulunduklarını hiç sanmıyorum.Tabii,hayatta hiçbir “hedefim yok” derken bizi kandırmıyorsa…
Bir de öyle kişiler vardır ki,kendilerine yakın hedefler belirleyip sonra ‘da hiç hedefleri yokmuş gibi davranırlar.Üstelik bunu karşılarında ki insanı kandırmak için yapmazlar.Onlar büyük hedefler peşinde olmadıkları için sanki kendilerini hedefsiz zannederler.
Halbu ki,hedeflerimiz ister küçük,ister büyük ,ister yakın,ister uzak olsun,isterse olmayacak bir hayalin peşine düşün.Ya da hemen ulaşabileceğiniz basit bir şey olsun “Hedef hedeftir”.Ve insanın yolunu belirler.Tabi bu arada nereye gittiğini bilmeden gidenler ,hayatta kalmaktan başka bir hedefi olmayanları da unutmamak gerekir.Tabi onlar için karşılaştıkları yol ayrımları birer ızdırap olabilir.İşte , o zaman ne çeşit bir yol tutmak istediklerini belirlemeleri yani hedeflemeleri gerekir.
Yoksa ;Alis Harikalar diyarında ki kedi’nin Alis’e önerdiğinden başka bir şey söylenemez.
Alis:Hangi yolu izlemem gerektiğini bana söylermisiniz ?
Kedi:Gitmek istediğiniz yere diye cevap verir.Yani gideceğiniz yeri söylerseniz hangi yolu izlemeniz gerektiğini o zaman söyleyebilirim.
Alis:Gideceğim yer , herhangi bir yer olabilir,benim için hiç fark etmez.
Kedi:O zaman bu yollardan herhangi birine gidebilirsin.
* * * * * * * *
Belirsizlik….nereye varmak istediğini bilmemek.Şu “belirsizlik ” denilen durum,isteksizliğin yarattığı bir şey değil.Hatta aşırı istekler içinde bulunanların,gerçekleşmeyecek hedefler peşinde koşanların yaşadığı bir durum olarak bile söylenebilir.Fakat belirsizliğin yaratıcısı,bütün bunların dışında başka bambaşka bir dünya görüşü de olabilir.Ancak,bu felsefiyi yaşayanlar için”belirsizlik”problem olarak ortaya çıkmaz.Hatta belirsizlik bile denemez.
Şimdi bu felsefeyi daha fazla merakta bırakmadan açıklayayım.”Kişinin kendisini hayatın akışına bırakması” şeklinde kısaca açıklayabilirim.Fakat, bu bırakışta isteksizlik,hedefsizlik,belirsizlik gibi kavramlar yoktur.Kişi kendisini hayatın içine bırakır.Yani yaşar,hem de farkında olarak ,bilerek,anlayarak yaşar.Keyfine vararak,haz duyarak,akışın hızına uyum göstererek ,ne yaptığının bilincinde olarak bırakır.
Evet,hayatla bütünleşen kişi için ne belirsizlik, ne de hedefsizlik söz konusudur.Ve onun için yol ayrımları diye bir şey de olamaz.Çünkü,hayatın kendisi ,kendi akışı içinde onu kararlı biçimde götürür.Tabi bu felsefeyi kişin ruhunda hissedip yaşabilmesi hiçte kolay bir iş değildir.Hem de son derece kolay gözükse bile.
İş , bu felsefeyi hayata uygulamaya geldiği zaman ,kişinin o güne kadar öğrendiği”hayat bilgisi” önünde kalın ve kocaman bir duvar gibi durur.Yaptığımız her şey, hatta , tutkuyla ,ihtirasla peşinden koştuğumuz yakın ya da uzak ,küçük ya da büyük ne çeşit hedefimiz olursa olsun,bütün bunların tümü aslında yaşamak’tan başka bir şey değildir.
Fakat,her nedense ,biz hedeflerimizin peşinde koşarken yaşamayı unutuyoruz.Sanki,bizim için hayat iki şeyden oluşuyormuş gibi düşünüyoruz.
Bir,yapmak zorunda olduklarımız,iki ,yaşamak , Ancak,yapacaklarımızı tamamladıktan sonra yaşamaya vakit ayırabiliriz , gibi hissediyor ve daima yaşamayı erteliyoruz.Çünkü hedeflerimize ulaşmak için daha yapacak çok şey var.
Halbuki , belirli ya da belirsiz hedeflerimizin nihai noktası “yaşamak”hayatı ve hayatın içindeki “ben” i algılamak ,bilmek,anlamak.Fakat,yaşamayı bedenimizin cnlı tutulması şeklinde algılayıp düşündüğümüz için,zihin-beden ilşkisini kuramıyoruz.Ne yazık.
Tabi;bunun sonucunda temel hedefimiz yaşamak (Hem bedensel ,hem fiziksel) olduğu halde hayatımızın dışında bir noktada gösterdiğimiz hedefe ulaşabilmek için çırpınıp duruyoruz.Halbu ki,hedefimiz olan o noktada bizim hayatımızın içinde bir nokta.
|